İyi Fotoğraf Nasıl Olmalı, Nedir Bu Fotoğrafların Esrarı?

Mayıs 2017’de CICFF Film Festivalinde “En İyi Fotoğrafçı” ödülünü alan Dursun Aras‘ın “Anadolu’nun Çocukları” fotoğraf projesi üzerinden, iyi fotoğraf nasıl olmalı konusunu irdeleyen bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Muammer Yanmaz önderliğinde fotoğraf çalışmalarına devam eden 40 Haramiler grubuna üye olan Dursun Aras, kazandığı ödülün ardından grubun Facebook sayfasına kazandığı ödül ile ilgili bir paylaşım yapmış. Bu paylaşımı gören bir başka Harami olan Devrimhan Kaşkaya da, Dursun Aras’ın projesi üzerinden iyi fotoğraf nasıl olmalı diyerek başlamış fikirleri yazmaya…

Yazı biraz uzun olsa da, iyi fotoğraf ve iyi fotoğrafçı olmayı o kadar güzel anlatmış ki Devrimhan, yazıyı okuduktan sonra fotoğraf konusunda yeni fikirler ve ilhamlar almamanız içten bile değil.

Orijinallik ve Estetik

Önce bir sanat yapıtının değerlendirilmesindeki iki önemli kriterden başlayalım. Bunlardan ilki orijinallik, ikincisi de estetik. Bu iki kriter sadece fotoğraf için değil bütün sanat dalları ve yapıtları için geçerlidir diyebiliriz.

Önce kolay olandan, yani ikincisinden başlayalım: Estetik. Aisthetikos’dan geldiği söyleniyor. Duyuların algısı da denebilir. Estetik etimoloji sözlüğünde şöyle geçiyor

İyi, düzgün, orantılı, duyuların beğendiği denebilir. Bunları altında dengeli/sağlıklı olma, sağlıklı olmayı vaat etme, onun da altında ise yaşama/hayatta kalma içgüdüsü vardır diye düşünüyorum, tahmin ediyorum. Estetik olanını bize hoş gelmesinin altında bu var diye düşünüyorum. Kısaca algımıza güzel, hoş gelen şeyler estetiktir.

Sanat yapıtı açısından estetik kriterine gelelim. Bu yapıt hangi sanat türünün ürünüyse, o türün kendi estetik kural ve kabulleri içerisinde çok üstün-yetkin bir dil ile, çok üstün-yetkin bir üslup ile bu yapıtın ortaya konması durumudur. Bu heykel olabilir, şiir olabilir, resim olabilir, roman olabilir, film olabilir, fotoğraf olabilir, her ne ise…Tabi burada P.Bourdieu’ya atıfla, onun alan-sermaye-habitus kuramı çerçevesinde; yepyeni bir yapıt o türün bütün kural ve kabullerini yıkabilir ve en başta ret edilse, alaya alınsa bile, sonrasında o sanat türünün yeni kurallarını, kabullerini de kendisi belirleyebilir.

Sıra geldi, orijinallik konusuna…Bütün sanat yapıtları, konusu ne olursa olsun eninde sonunda insana çıkar. Bu ister natürmort bir resim,fotoğraf olsun, ister kanlı canlı bir manzara, isterse hiç insanın olmadığı mimari bir fotoğraf. İşte bir sanat yapıtının orijinalliği de; insan üzerine, insana dair bugüne kadar söylenmeyen, gösterilmeyen, sorulmayan, düşünülmeyen, yapılmayan her ne varsa işte onu ne kadar yapabildiğiyle, ortaya koyabildiğiyle ilişkilidir.

Özetlersek, orijinallik “insana dair” ortaya koyduğun, söylediğin yeni “şeyler”, estetik ise o sanat türü içinde bunu “çok başarılı bir dil ve üslup” ile ortaya koyma halidir.

Eğer bir sanat yapıtı bu ikisini birden yapabiliyorsa “başyapıt” olarak, ikisinden sadece birini yapabiliyor ise “büyük yapıt” olarak değerlendiriliyor. Yani hem orijinal olmalı (insan üzerine yeni bir şey ortaya koymalı), hem de bunu üstün bir estetik başarı ile yapmalıdır.

Burada Şekil 1.4’e başvuralım ve somutlaştıralım. Dostoyevski, Suç ve Ceza. Niçin başyapıt kabul ediliyor? İnsan üzerine o güne kadar sorulmayan bir şeyi sordu. Çevresindeki hemen herkese zarar veren, asalak ve yaşlı kötü bir kadını öldürmek neden kötü bir şey olsun ki? Bir de bunun vicdan azabı var tabi. İkincisi bunu roman türünde, üstün bir estetik üslup ile dil ile başardı. Başka dildeki çevirilerinde bile.

Başka bir örnek, diyelim ki “Aşık Şekspir” filmi (http://www.rogerebert.com/reviews/shakespeare-in-love-1998 ). Film bir Romeo ve Juliet uyarlamasıdır. Çok da güzel bir filmdir. Ancak “başyapıt” değildir. Çünkü orijinal değildir. Ancak estetik olarak başarılıdır. Bu yüzden, belki kimilerine göre ancak ve ancak “büyük yapıt” olarak değerlendirilebilir.

Eğer yanlış hatırlamıyorsam, eskiden yerli fotokritik sitesinde puanlama ‘teknik’ ve ‘estetik’ olarak, photo.net sitesinde ise ‘orijinallik’ ve ‘estetik’ olarak iki kriterde puanlanıyordu.

Fotoğrafta Orijinallik Sorunu

Bu itibarla, denilebilir ki fotoğraflarımızın en büyük sorunu orijinallik sorunudur. Çünkü çekilmemiş, düşünülmemiş, yapılmamış yepyeni bir fotoğraf hemen hemen yok gibidir. Örnek vermek gerekirse Komando Merdivenlerini, tam merdivenlere yıldırım düştüğü sırada veya uzaylıların merdivene indiği sırada çekmezsek orijinallik sorunu ile karşı karşıya kalacağız demektir.

Fotoğrafın doğasında orijinallik sorunu var. Bilimkurgu filminde veya bir romanda, çizgi filmde belki bu kadar değildir. Uçabildiğin kadar uç.

Dolayısıyla diyebiliriz ki, 1835’den bu yana 182 yılda çekilecek şeyler üç aşağı beş yukarı çekildi zaten. Derin okyanus canlıları veya uzaylılar dışında çekecek orijinal bir şey kalmadı belki de. Geriye kalıyor estetik. İşte belki de fotoğraf için kalan asıl hareket alanı da tam da burasıdır.

Her fotoğraf eski bir fotoğrafın üç aşağı beş yukarı yeniden üretimidir. Ancak bunun hangi estetik başarı ile ortaya konulacağı belirleyicidir dersek abartmış olur muyuz bilmem.

5N1K

Gazetecilik eğitiminde “5N1K” diye bir şey var, biliyorsunuzdur. Bir haber bu altı soruya cevap vermelidir denir.

Yani; 1-Ne (olmuş)? 2-Nasıl (olmuş)? 3-Ne zaman (olmuş)? 4-Nerede (olmuş)? 5-Niçin (olmuş)? 6- Kim (yapmış veya kimin başına gelmiş)?

Hoş günümüzde medya, 5N1K’yi ortaya koymak için değil, aksine bunları perdelemek için, perdeleyecek şekilde yayın yapıyor diyenler de var. Bu 5N1K sadece gazetecilik için geçerli değil. Hayatımızın her alanında geçerli olan bir şey.

Fakat bu altı soru içerisinde en önemli soru muhtemelen “Niçin?” sorudur. Merakın, bilmenin, anlamanın ve anlamın temelinde “Niçin?” sorusundaki ısrar yatar.

Eğer cebimizde yeterince niçin sorusu varsa, Bağdat’ı da buluruz, Hindiçin’e bile gideriz.

Dolayısıyla kendimize ilk sormamız gereken soru bu. “Niçin fotoğraf çekiyorum?” ve “Niçin bu fotoğrafı çekiyorum?”. Eğer bu sorulara samimi ve anlamlı bir cevap verebiliyorsak ne ala. Değilse, o zaman problemler başlıyor. Diyelim ki trafikte dur kalk giderken bir dilenci gördüm, makinayı çıkarıp çıtak bir fotosunu çektim, sonra da akşam gruba gönderdim. Samimi olarak kendime şu soruyu sormalıyım. “Niçin bu fotoğrafı çektim, niçin bu fotoğrafı gönderdim?”.

Bu sorulara makul, mantıklı, anlamlı cevaplar vermeden çekeceğimiz fotoğraflar ne diyeyim… Neyse diğer cümleye geçelim. Örneğin, “niçin düğün fotoları çekiyorum?”  cevap “para için” harika, makul ve mantıklı cevap devam et, ya da “insan fotoğraflarını çekmek, onlarla iletişim halinde olmak hoşuma gidiyor”, ala…

Anadolu’nun Çocukları

Evet yavaş yavaş sadede gelelim. Dursun Aras’ın fotoğraflarının başarısı nereden kaynaklanıyor? Nedir bu fotoğrafların esrarı?

Önce teknik detaylardan başlayayım. Kompozisyonlar sade, kadrajlar dengeli, renkler, ifadeler güçlü. Orası fazla burası fazla diyebileceğimiz bir şey yok. Düşük f ile elde ettiği, ince bir alan derinliğini üslup olarak oturtmuş. Bununla ana konu ile yardımcı konuları netlik aracılığı ile belirgin bir şekilde ayırıyor. Aradığımız cevabın bir kısmı burada. Yani bu fotoğraflar estetik olarak başarılı. Ancak iyi ama zilyon tane teknik/estetik olarak güçlü fotoğraf var. D700 veya f1.4, f1,8 sigma lens veya muadili bir sürü lens var. Başarıyı bütünüyle estetikle/teknikle de açıklayamayız.

Peki gelelim konuya. Yani orijinalliğe. Orijinallik sorunun en çok yaşayacağımız konu, belki de en başta çocuk fotoğrafları değil midir? Bu ölçüde başarılı çocuk fotoğrafları yok mu, göçmen veya yerleşik çocuk fotoğrafları yok mu? Var tabi ki. Demek ki aradığımız cevap tam olarak orijinallik konusunda da değil.

Öyleyse cevap nerede? Yani, estetik olarak gayet başarılı, orjinallik olarak fena sayılmaz ise bu fotoğrafları başarılı yapan asıl şey ne?

Burada R.Capa’nın yardımına başvurmamız yerinde olur. Şöyle diyor: “Eğer fotoğrafların yeterince iyi değilse, konuya yeterince yakın değilsindir/If your photographs aren’t good enough, you’re not close enough”

Eğer konu orijinallik açısından sıkıntılıysa (sonuçta çocuk fotoğrafları bunlar) ilk önce bunu başarılı bir estetikle ortaya koymak lazım. Dursun Aras böyle yapmış. Ama asıl başarısı bu değil.

Farkı yaratacak olan bir yandan estetik başarı ancak diğer yandan da pek çok fotoğrafçının ihmal ettiği veya yapamadığı şeyi yapmak; yani konuya yakın olmak. Bu fotoğraflardaki asıl başarı konuya yakın olmak diye düşünüyorum. Dursun Aras’ın sitesinden baktığım fotoğraflarda (özellikle göçmen çocuklar) ilk hissettiğim ve yazmak istediğim şey buydu. Devamında fotoğrafların altındaki yazıları okuyunca bu düşüncemi önemli ölçüde teyit ettim. Sadece ortaya çıkan üründe değil, fotoğraflarla ilgili satırların aralarında konuya yakın olmak ve “Niçin?” sorusunun önemli ölçüde cevaplarını, ip uçlarını buldum.

Konuya yakın olmaktan kastımız, sadece fotoğraf makinası ile konu arasındaki metrik mesafe değil. Kastımız konunun içine girme, sağlam bir “niçin?” cevabıyla birlikte konu ile ‘hemhal olma’ durumu, kastımız bu. Konuya yakın olmak, hemhal olmak ne yazık ki elimizdeki ekipmanla veya zum objektifle ilgili bir şey değil.

Altan Bal anlatmıştı. Kamyoncular serisini çekerken, buradan kamyona binip beraber Kilis’e, oradan bilmem nereye gitmiş, beraber kamyoncu pazarlarına, tesislerine gitmiş adeta muavin gibi olmuştu. Ya da Bekar Odaları projesi… Peki “Niçin?” kamyoncuları çekmişti? El cevap, babasına ithafen. Babası o odalarda kalmıştı, babası o kamyonlarda direksiyon sallamıştı.

Ufuk Sarışen, Balıkçılar serisini çekerken “Pazar günü balıkçı limanına gideyim, şöyle zum objektifle teknedekileri, ağ tamir edenleri çekeyim, bir de yanında sümüklü çocuk olursa süper olur” diyerek çekmedi. Gece gelip tekneye bindi kaç gün. Beraber denize açıldı. Onlar gibi yaşadı. Onlarla onların dilinden konuştu. En son kendisinden bir süre haber alamayınca Sahil Güvenlik’den Stefani’yi aramıştık (-kendime not, bu cümle göndermeden önce silinecek, yazının ciddiyetiyle bağdaşmadı-).

Pazar günü balıkçı limanına gidebilirsin, ağ tamir edenleri, çocukları, kedileri çekebilirsin. Çekme demiyorum, hobi olarak yine çek (ki bizzat bunu aynen yapan benim). Ancak çıkan sonuçlar ‘o kadar’ olur, ‘eh işte’ olur, ‘ışığın bol olsun’ kadar olur.

Konuya yakın olmak, konu ile hemhal olmak; ister uzun soluklu bir proje için olsun, isterse bir günlük düğün olsun, isterse iki saatlik doğum günü olsun, hepsi için geçerlidir. Sonuçlarından da belli olur.

Hülasa, orijinallik sorunu önümüzde dağ gibi bir veriyken yapacağımız şey, Dursun Aras’ın yaptığı gibi, üsttün bir estetik başarı ortaya koymak, hatta mümkünse zaman içinde biz olduğumuzun alameti farikası olarak bir üslup geliştirmek sonra da ve ille de sağlam bir “Niçin?” sorusunun cevabıyla birlikte konuya yakın olmak, konuyla hemhal olmaktır. Bu sayede çıkan sonuçlar derinlikli ve değerli olur, değerini bulur.

Peki, diyelim ki bunların hepsini yaptık. Orijinallik sorunu aşmaya çalıştık, estetik bir başarı ortaya koyduk, konuya yakın olduk, konuyla hemhal olduk ve derinlikli ve değerli fotoğraflar ortaya çıkardık… Peki yok mudur bunun bir üst aşaması daha? Hadi şimdi biraz da onu konuşalım mı Dursun Aras harami?

Fakat, yazı uzun saat de geç olmuş. Bu akşam da bize ayrılan zamanın sonuna gelmişiz. Ne yapalım, bu kısmı da artık yarın konuşuz, onun da arkası yarın olsun..

Dursun Aras’ın Anadolu’nun Çocukları projesine göz atmak isterseniz linki tıklayabilirsiniz.