Siyah beyaz nostaljidir, geçmişten bir anıdır.

İsli… Adı Ersin; bakmayın üstünün başının isli, toz olmasına. Konuşunca anladım, adam gibi adammış. Çatalca taraflarında torakcılık yapıyor. Sevdiği kızın babası torakcı diye kızı vermek istemese de, o askerden önce çalıştığı fabrikayı bırakıp, kendi işini kurmuş, ekmeğinin peşine düşmüş… İlk kez bir fotoğrafı grenli düzenlemek istedim…Varsın fotoğraf grenli olsun, siz içindeki termetiz adamı görmeye çalışın. E tabi bir de kızın babası da…

 

 

 

“Fotoğrafçılığın doğuşudur şüphesiz. Siyah beyaz nostaljidir, geçmişten bir anıdır. Bazen karamsarlık bazen göz yaşıdır. Sevinç için kullanılmaz siyah beyaz, karamsardır doğası gereği. Fotoğrafın babasıdır, ağır başlı, gururlu ve otoriter. Karizması bambaşkadır.”

Unkapa’nın da yağmurlu bir pazar sabahı sığındığım kahvede rastladım Mehmet Amca’ya. Aslen Kars’lı…Sonradan göçmüş İstanbul’a. Yıllarca ayakkabı ustalığı yaptıktan sonraki kapatmış dükkanı, çocukları da evlendirince kalmış tek başına.

 

 

 

Hizan’ın bir köyü burası. Köyün daracık yollarında gezinirken, aynen bu şekilde otururken denk geldim ona. Önündeki sepet ben fotoğrafı çektiğimde oradaydı. Ne için ordaydı, ne yapacaktı onunla sormadım. O da söylemedi zaten…

 

 

 

Kadıköy-Eminönün vapurunda 2 kardeş fotoğraftaki çocuklar. Hayatlarında ilk kez deniz görüp, vapura binmişler. Küçüğün mutluluğu bu yüzden. Abi olan, sanırım abiliğin verdiği korumacılıktan olsa gerek, biraz sert bakmıştı fotoğraflarını çekerken.

 

 

“İnsanlar her zaman kıpırdamadan objektife bakmaya çalışırlar. Ama gözlerini kırpmadan, nefes almadan, kalp ritimlerinin gövdelerini titretmesine engel olmadan duramazlar. Donuk bir tebessümle de kendilerini sabitleyemezler”

Kula’nın adını hatırlayamadığım bir köyü burası. Sabahın çok erken saatlerinde kendisi gibi yaşlı işi ile yaşayan teyzemiz, saat çok erken olmasına rağmen bizi evine davet edip, elleri ile yaptığı aşureden ikram etmişti. Allah razı olsun…

 

 

Hacı Dede taa Van’dan buralara gezmeye gelmiş. Üç tane torunu girmişler koluna İstanbul turu yaptırıyorlar dedelerine. Bakmayın böyle göründüğüne, tam 85 yaşında eski bir kaçakçı Hacı Dede…Halı, un, şeker…Ne lazımsa İran-Türkiye arasında götürmüş, getirmiş. “Ah be oğul, neler gördü bu gözler” diyor. Allah uzun ömürler versin Hacı Dede…

 

 

 

 

“İşte siyah beyaz fotoğrafların gizemi buradadır, o hafif kıpırtıyı aynen korurlar. O hiç bir renkli fotoğrafta bulunmayan sahiciliği, saflığı, yalınlığı bozmadan, zamana yenik düşmeden muhafaza ederler.”

Hz. Hüseyin’in ölüm yıl dönümü madem gösterileri sırasında, annesinin kucağında spor solonundaki gösterileri izlemek için sırada bekliyordu ben bu fotoğrafı çekerken. Fotoğraf maceram boyunca çekerken en heyecan duyduğum fotoğraflarımdan birisidir bu fotoğraf.

 

 

Hz. Hüseyin’in ölüm yıl dönümü madem gösterileri sırasında, yas tutan, ağıtlar yakan annesinin yanında, üzüntüden olsa gerek, böyle masum masum duruyordu ben fotoğrafını çekerken. Bana sadece deklanşöre basmak kalmıştı…

 

 

Arkada siyah yelekli müstakbel eşi gurur ve mutlulukla halay çekerken, gelin hanım biraz mahcubiyet, biraz da yorgunluktan olsa gerek bir an yere baktığında çekmiştim bu fotoğrafı. Allah bir yastıkta kocatsın…

 

 

Hizan’nın bir dağ köyünde yaşayan bu kızımız ne yazık ki konuşamıyor ve duyamıyor. Ailesinin tedavi için yaptırdıkları testleri yanımızda İstanbul’a getirip doktor arkadaşlarımıza gösterip, yapılacak birşey olmadığını öğrendiğimizde çok üzülmüştük.

 

 

Bilecik’in Osmaneli ilçesinde bir kahvenin önü burası. Bir anda onlarca fotoğrafçıyı karşısında görünce poz verdirmeye çalıştığımızda bu fotoğraf çıktı ortaya
Geri

This is a unique website which will require a more modern browser to work!

Please upgrade today!

Paylaş