Siyah Beyaz Portre Fotoğrafları Nasıl Çekilir?

Gerek sosyal medya hesaplarımdan, gerekse internet sitem üzerinden siyah beyaz portreleri nasıl çekip, hangi programlarla düzenlediğime dair sorular sıklıkla soruluyordu. Son zamanlarda bu soruların sayısı artınca ben de neden portre fotoğrafları çekmeyi tercih ettiğimi, hangi donanımları kullandığımı ve nasıl düzenlediğimi sizlerle paylaşmak istedim.

Sosyal Olabilmek

Aslında onlarca fotoğraf konusu arasından portre fotoğrafları çekmeyi tercih etmiş fotoğrafçıların neden fotoğrafın bu dalı ile ilgilendiklerini merak etmişimdir. Hani bazıları gördüğünü gezdiği doğal güzellikleri, manzaraları çekip paylaşmak isterken, bazılarının neden karşısına çıkan tanımadığı insanların hayatlarından o kısacık anı çekip paylaşmak istediği hep bir soru işareti olarak kalır aklımda…

Kendi adıma konuşacak olursam; çocukları çok severim ve hep bir çoçuğum olsun isterdim. Belki bu sebepten dolayı çocuk fotoğrafları çekmeyi seviyor olabilirim. Yada ailemden uzak büyüdüğüm için yalnız hissettiğimden midir bu portre çekme merakım bilemiyorum. Buraya kadar yazdıklarımın portre fotoğrafı çekmek ile ne alakası var diye sorabilirsiniz ancak, anlatmak istediğim aslında şu; bir fotoğrafı çekmek için donanım, teknik, photoshop bilgisi dışında, içinizden bir şeylerin sizi o kareyi çekmeye itmesi lazım. Bu aşk olabilir, eski bir dosta duyduğunuz özlem, dilinizden düşürmediğiniz bir şarkı, izlediğiniz filmden bir sahne, hatta ve hatta tuttuğunuz futbol kulübü bile olabilir. İşte sizi siz yapan bu duygular sizi hangi fotoğraf konusuna ne kadar yoğun bir şekilde iterse çekeceğiniz karenin güzel olma ihtimali o kadar artar. Bu sebepten dolayı bir fotoğrafı çekmenin bence birinci ayağı, tamamen sizin karakterinizle, hoşlandığınız-hoşlanmadığınız şeylerle ilgili olması gerekliliği…

Sizinle yan yana aynı kişinin fotoğrafları aynı ekipmanlar ile ile çektiğimizi hayal edin. Çektiğimiz fotoğrafları bir başkasına gösterdiğimizde, fotoğrafların 2 ayrı fotoğrafçı tarafından çekildiği hemen anlayacaktır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, asla sizinle benim fotoğraflarımız aynı olmayacaktır. Çünkü yazının başında da bahsettiğim gibi; o kareyi bana çektiren her neyse o sadece bana ait, bana özel…Zaten bana fotoğrafı çektiren “o şey” neyse aslında onu çekip, onu paylaşıyorum. Bu yüzden fotoğrafımın senle, onla, şunla aynı olması imkansız.

Yani eğer insan, portre, sokak çekecekseniz her şeyden önce sosyal bir yapınızın olması, ne bileyim kitap okumalı, film izlemeli, ağlamayı gülmeyi bilebilmelisiniz…Emin olun, donanım ve teknik bilgi ancak bu aşamadan sonra devreye giriyor. Fotoğraf çektiğinizde “Ben bu kareyi neden çekiyorum” sorusunu cevap veremiyorsanız, o kareyi çekmeyin, boşuna çekmiş olursunuz.

Donanım ve Teknik

Nedense işin içine porte fotoğrafları girince, bir porte lensi lafı dolanır durur hep. Eğer profesyonel model çekimleri yapmıyorsanız, portre fotoğrafları için olmazsa olmaz diyebileceğim bir lens bulunmuyor. Elinizde hangi lensler var ise istediğiniz porteleri rahatlıkla çekebilirsiniz. Ancak burda şöyle bir ayrıntı var…Portre fotoğraflarında çekeceğiniz konuyu bir şekilde öne plana çıkarmanız (alan derinliği), fotoğrafınızın olabildiğinde keskin olması gibi ayrıntılar fotoğrafınızı bir adım öne taşıyabilir.

Bu sebeplerden ötürü ben tüm fotoğraflarımı prime lensler ile çekiyorum. Böylece hem daha açık diyafram değerlerine (f/1.4 gibi) çıkıp fotoğrafların daha keskin çıkmasını sağlıyorum, hem de düşük ışık koşullarında çok zorlanmıyorum. Ama prime lens ile portre çekmenin şöyle bir dezavantajı mevcut. Her lensin kendine has bir karakteri var. Mesela 24mm ile portre çektiğinizde oluşan distortion efekti her zaman gözünüze hoş gelmeyebilir. Ama bu 24mm ile portre çekilmez demek değildir. Görsellik kaygısının olmadığı fotoğraflarımın çoğunu 24mm ile çekiyorum, çünkü oluşan distortion efektinin fotoğraflarıma bir karakter kattığını düşünüyorum.

Eğer düğün veya model çekimleri gibi görselliğin ön planda olduğu bir çekimdeyseniz, 24m yerine distortion etkisi daha az olan 50mm, 85mm gibi lensleri kullanmanız kaçılmaz olacaktır. İşte portre lensleri olarak bu aralıkta ki lenslerin önerilme sebepleri budur.

Sizde benim gibi amatör olarak fotoğrafçılık ile ilgileniyorsanız ve dilediğiniz gibi çekim yapma özgürlüğüne sahipseniz, modelinizi çekmeden önce hangi odak aralığında çekim yapacağınıza karar verip, ortaya farklı sonuçlar çıkabilirsiniz.

Eğer fotoğraflarınızı zoom lensler ile çekiyorsanız yukarıda yazdığım kaygıların hepsinden uzaksınız demektir. Yapmanız gereken şey modeli kadrajınıza güzelce oturtmak ve lensinizin izin verdiği ölçüde diyafram değerlerini verip çekebildiğiniz en keskin fotoğrafı çekmek olmalıdır.

Kadrajınızı oturtmak için internetten bakabildiğiniz kadar fotoğraf bakmanızı tavsiye ediyorum. Fotoğraf okumayı alışkanlık haline getirir, bol bol fotoğraf da çekerseniz, ışığa, arka plana ve modele göre nasıl bir kadraj oturtmanız gerektiğini bir süre sonra öğrenmiş olacaksınız emin olun. Modele netlerken çoğu zaman size yakın olan gözü netlemeyi de unutmayın tabi…

Konumuz siyah beyaz portre fotoğrafları olsada, siz fotoğraflarınızı renkli ve RAW formatında çekin. Böylece Ligthroom ve Photoshop gibi programlarla düzenlerken zorlanmadan istediğiniz gibi fotoğrafınızı düzenleyebilirsiniz.

Fotoğraf Düzenleme

Siyah beyaz veya renkli fark etmez, fotoğraflarımı düzenleye başlarken ilk dikkat ettiğim konu tonlar…İlk önce tonlarını düzenlemek ile başlıyorum. Bunun için de Lightroom programını kullanıyorum. Lightroom’da kullanabileceğiniz ve internetten rahatça bulabileceğiniz yüzlerce, binlerce presetler bulunuyor. Preset nedir derseniz; kısaca hazır efektler diyebiliriz. Presetleri Lightroom’a yüklediğinizde tek tık ile fotoğrafınıza istediğiniz tonlamayı verebilirsiniz. Bunu Instagram’daki etekler gibi düşünebilirsiniz.

Aslında Lightroom da fotoğraf düzenlemek, siyah beyaz fotoğraf düzenlerken çok önemli. Belki şaşıracaksınız ama siyah beyaz fotoğrafın da yüzler farklı tonu var. Kontratı az olan, çok olan, parlak alanları çok gösteren az gösteren, say say bitmez…Photoshop’da tüm bu kombinasyonları tek tek ayarlayıp, düzenleyebilmek inanın mümkün değil. Bunu Photoshop’da yapabilmek için, fotoğrafınızı 10-20 farklı tonlarda düzenleyip, aralarından en sevdiğinizi bulmak pek de akıl karı değil. Bu yüzden Lightroom ve presetler önemli…

Fotoğrafımı Lightroom’da tonları düzenledikten sonra, Photoshop ile açıp ince ayarlamalarını yapıyorum. Bu ayarları hemen hemen tüm fotoğrafçıların bildiği basit 4 işlem diye düşünebilirsiniz. Kontrast artırma, fotoğrafın sağını solunu temizleme gibi…

Sonuç

Portre çekmek gerçekten yorucu ama bir o kadar da zevklidir. Yorucudur çünkü, çok dolaşmanız, baya yürümeniz ve ciddi zaman ayırmanız gereken bir fotoğrafçılık konusudur. Sadece fotoğraf çekmek için çekilen kareler değildir. İçlerinde hem çekenin, hem de çekilenin izlerini taşıması, duygusu olması, çektiğiniz portre fotoğrafını özel ve güzel yapar. Bunun için bol bol okuyun, insanlarla konuşun…Pısırık olmayın, yırttık olun ama çektiğiniz insanlara saygı duyun ve bunu onlara hissettirin.

İnsanları görür görmez makinayı kaldırıp fotoğraf çekmeye çalışmayın. Hal-hatır sorun, ne bileyim sigara ikram edin, çaylarını için, hikayelerini dinleyin. Mutlaka herkesin anlatabileceği bir hikayesi vardır, sabırlı olun. Bırakın anlatsın hikayesini…

Baktınız güzel bir kare yakaladınız, düzenlerken özenli davranın. Tonlarına, keskinliğine dikkat edin. Belki de en önemlisi; evden fotoğraf çekmek için çıkma, yürüme, yorulma, konuşma, fotoğraf çekme ve düzenleme döngüsünü o kadar çok tekrar edin ki, kendinizi ve fotoğraflarınızı geliştirebilin…

Aklınıza takılan her hangi bir konuda, internet sitem veya Instagram hesabım üzerinden bana ulaşabilirsiniz. Kalın sağlıcakla, ışığınız bol olsun…